Ülkemiz tam çok dar bir boğazdan geçer iken 15 Temmuz akşamı o beklenmedik Kalkışma hareketi ile bir anda halk ne olduğuna şaşırmıştı.
Kabuslara uyanmak istemeyen, ülkesini böyle kara kışlara bırakmak bu kadar çabuk pes etmek istemeyen halk kitleleri Cumhurbaşkanı ve Başbakanın çağrısına kulak verip onlara destek vermişti. Tanklar, savaş uçakları ve helikopterler ile sokağa, meydana, şehirlere ve ülkeye egemen olmak isteyen hain darbecilere karşı milyonlar hızlı ve kararlı bir şekilde sokaklara inmişti.
İşgal edilen, darbecilerin ayak bastığı adım attığı her yerde millet karşısında dikiliyordu. Meclis, Emniyet, Külliye, TBMM, TRT ve CNNTÜRK işte buralarda halk hemen hainlerin, teröristlerin karşısına emniyet güçlerinin büyük sağduyusu ve yardımları ile dikiliyordu. Kurşunlardan, bombalardan, tank ve helikopterlerden korkmadan çekinmeden hemen yardıma koşuyordu. Dünya şaşkındı belki de ilk kez böyle bir sahne ile karşı karşıya kalıyordu tamamen sivil, silahsız millet tanka tüfeğe ve topa korkusuzca kafa tutuyordu. Gerçekten de bu Türkler çılgındı.
Sabah ışıklarına doğru hain darbe girişimi hemen hemen tamamen bastırılmıştı. Millet böyle hainlere, teröristlere bir daha asla fırsat vermeyeceğini Türkiye’yi bir Suriye, Irak yapmak isteyenlere en sert cevabı vereceğini göstermişti. Ama halkın bu savaşı henüz bitmemişti…
Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, ülkede ki bütün otoriteler, Başbakan, Bakanlar, Emniyet ve daha bir çok ileri gelen kurum ve kuruluşlar halkı sokağa meydanlara davet etmeye devam ediyordu. Çünkü bu tehlike henüz geçmemişti yılanın başı henüz tam olarak ezilmemişti. Millet bu çağrıya kulak verdi ve meydanları asla ama asla boş bırakmadı bu bir Demokrasi nöbetiydi, bu bir vatan sevgisiydi, evlatlarının geleceği, milletin bekası ve en önemlisi de vatanı bu nöbete bağlıydı…
Kısıklı da, 15 Temmuz Şehitler Köprüsünde, Taksimde İstanbul’un dört bir yanında halk nöbetteydi. Kızılayda, Ulusta, Çankaya da Ankara’nın her yerinde millet uyumadan, düşünmeden, üşümeden nöbetteydi. Konakta, Karşıyaka da, Menemen’de, Göztepe’de İzmir in her bir meydanında halk nöbetteydi. Konya dan Gaziantep e, Sivas tan Edirne ye, Ağrı dan Urfa ya millet nöbetteydi.
Bütün meydanlarda haklı bir gurur vardı. Şehitlerin acısı ile buruk bir coşku ve en önemlisi de dualar vardı. Bütün meydanlarda Kuranlar okunuyor, dualar ediliyor ve millet bir bütün oluyordu. Bir çok yön ve konudan binbir parçaya bölünmek istenen milletimiz herkese nasıl bir olduğunu nasıl yumruk olduğunu ve nasıl Çanakkale ruhunu unutmadığını gösteriyordu.
Kırmızıya boyanmış gibiydi… Ne güzel sahne o öyle, ellerinde Türk bayrağı, üstlerinde Türk Bayrağı, boyunlarında kırmızı beyaz flamaları, arabalar bile kırmızı beyaz ile süslenmiş, her yer kırmızı, her yer beyaz ve her yer umut,aydınlık, gelecek… İnsan seli akıyordu tüm meydanlara ve hiç boş bırakılmıyordu. Nöbet değişimini bekleyen o erler gibi millet de nöbet değişimi yapıyordu. Nöbet yerinde yiyor yemeğini, nöbet yerinde kılıyor namazını, duasını ediyor ve hatta orada uyuyordu insanlar. İşte böylesine cesur ve böylesine fedakar bu millet kolay kolay bükülür mü ?
13. gününü geride bıraktığımız bu demokrasi nöbetlerinin coşkusunun, bizlerde uyandırdığı birlik duygusunun, yeniden bir olma millet olma diri olma yolunda oluşturduğu bu havanın bir daha hiç bozulmaması dileğimizdir. Bizlerin, çocuklarımızın ve gelecek nesillerimizin 15 temmuz gibi karanlık geceleri bir daha hiç yaşamaması duamızdır. Ve biz biliyoruz ki bütün bunları bu asil, cesur, korkusuz, cefakar ve fedakar bu millete borçluyuz. O gece sokağa çıkan meydanlara akan bu halk o günden sonra da hep meydanlarda hazır ve nazır nöbette olacaktır.
İyi nöbetler vukuatsız, sorunsuz ve hayırlı gelecekler…













































