Fransa’da adını değiştiren gurbetçi kız ölüm tehditleri aldığını iddia etti

Reklam

Claire Koç, Türkiye’den Fransa’ya göç eden, Tuncelili bir ailenin kızı. ‘Çiğdem’ adını, 2008 yılında ‘Claire’ olarak değiştirdi. Koç, adını değiştirdiği için ölüm tehditleri aldığını söyledi. 

Fransa ile Türkiye ilişkilerinin gergin olduğu, Fransa’da aşırı sağın göçmenlere “Eğer bu ülkeyi seviyorsanız Fransız ismi seçin” söylemlerinin yer aldığı siyasi bir atmosferde, Claire Koç’un Şubat ayında yayınladığı kitap tartışma yarattı. 37 yaşındaki Claire Koç, bu tartışmalardan çok önce adını değiştirdiğini dile getiriyor. Koç yaşadıklarını VOA Türkçe‘den Arzu Çakır’a anlattı.

Yaşadıklarınızı bir kitapla anlattınız, kitabınızın adını da “Utancın adı” koydunuz. Neyin utancı, neden utanç?

-Reklam-

Ailemin beni reddetmesi ilk olarak 2008’de ismimi değiştirmemle başladı. Bana Zazaca’da Claire’in “kirli” anlamına geldiğini söyledi ve “Nereden buldun bu berbat ismi, utanmıyor musun?” dediler. Halbuki Fransızca’da Claire ‘ışık, aydınlık’ demek. Fransız arkadaşlarım da anlamadı isim değişikliğini. “Köklerinden utanıyor musun, neden değiştirdin?” dediler. Ben köklerimi kabul ediyorum ve seviyorum. Köklerimle hiçbir sorunum yok. Ama kimliğimi kendim belirlemek istedim. Fransız dili ve değerleriyle büyüdüm. Fransız tarzı yaşıyordum, kültürümü burada aldım. Türk kökenimden üzüntü duymuyorum. Sonuna kadar sahip çıkıyorum. Ama benim kimliğim önce Fransız olmam, ardından gazeteci olmam. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik ilkeleri, direniş, Marseillaise (milli marş) Burada Fransız olmak her gün tekrar eden bir direniş.

Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi?

Bir Fransız ile evliyim, bir oğlum var ve mutluyum. Ama ailem beni Fransız’la evlendiğim için de reddetti. Eşimi tanıştırmak istediğimde kabul etmediler. Onlar için yeterince iyi bir damat değildi. Benim oğlum onlar için yeterince iyi değildi. Erkek kardeşimin oğlu olduğunda babam herkese “Nihayet bir erkek torunum oldu” dedi. Benim oğlum yokmuş gibi davrandı. Sonunda bu kitabı yazdım, bir ‘barışma, uzlaşma’ kitabı olarak yazdım. Bir sevgi çığlığı aslında.

Ailenizle temasa geçmeyi denediniz mi? Kimse sizi barıştırmak için aracı olmadı mı?

Babam, kitap çıkmadan 10 gün önce, Covid nedeniyle öldü. (Ağlıyor) Kitabımı göremeden gitti. Erkek kardeşlerim de beni anlamadılar. Onlarla aynı şekilde yetiştirilmediğimi, aynı haklara sahip olmadığımı anlamıyorlar. Annem benimle konuşmuyor. Şu an ne düşünüyor bilmiyorum. Ailem eşsiz, bunu biliyorum ve çok denedim. Oğlumun doğumundan hemen önce babam “Eğer özür dilersen seni affedeceğim” dedi. Neden özür dileyecektim. Mutlu olduğum için mi? Kimseye bir kötülük yapmadım ki. “Artık kendimi anlatmaya çalışmak, özür dilemek bitti” dedim kendi kendime.

Fransa’yı severek yaşayan ama adını değiştirmeyen milyonlarca göçmen var. Bir ülkeyi sevmek için, adınızı değiştirmeniz şart mıdır?

Ben kendimi bir model olarak sunmuyorum, “Bu mükemmel örnek, bunu izleyin” demiyorum. Bu benim seçimim. Ben bu toplumda, bu dilde bir isim istedim. Romain Gary, Appollinaire, Marie Curie, bu ülkeyi sevdi ve isimlerini değiştirdi. Eğer Fransız ismi istiyorsak bu neden sorun yaratsın? Neden buna hakkım yok. Bana hakaret ediyorlar. Öfkeleniyorlar. Neden? Bunu anlamıyorum.

Elbette bu sizin şahsi seçiminiz. Değiştiren çok sayıda insan da var. Neden siz bu kadar tepki gördünüz, bunu anladınız mı?

Bazı kesimler hoşgörü sahibi değil, sanırım ondan. Bir gün stajyer olarak büyük bir kanalda işe başladım. Yönetici kadına beni tanıttılar. Yeni stajyerimiz dediler. Yönetici bana dönüp, “Adınız ne” dedi. “Claire” dedim. Kendisi de yabancı kökenli olan yönetici eliyle kendi yüzünü işaret ederek “Bana anlatma bu hikayeyi, asıl adın ne?” dedi. İnanılmaz şok oldum.

Eğer, isminizi değiştirmezseniz, bu bulunduğunuz ülkeyi yeterince sevmediğiniz anlamına mı gelir?

Benim adımı değiştirmem, sevgimin bir göstergesi. Ama sevgini göstemenin 50 bin değişik yolu var. Kesinlikle bir işaret değil.

“Fransa’yı sevdiğini söylemek bu kadar kötü mü? ” diyorsunuz. Fransa’da, Türkiye’yi sevdiğini söylemek bu kadar kötü mü?

İstediğimizi severiz, birini sevmek, öbürünü sevmeye engel değil. Her ülkeyi severiz. Fransa’da ifade ve düşünce özgürlüğü var. Herkes, sevmekte özgür. Ben Fransa’yı sevme fırsatını kaçırabilirdim. Bana hep Fransa’nın kötü olduğunu, halkının ırkçı olduğunu, Marseillaise’in şiddetli bir marş olduğunu söylediler. Kimse beni Fransa’yı sevmem için cesaretlendirmedi. Bana kalırsa bunları söyleyenlerin kimlik sorunu var. Benim yok.

Kitabınız 10 Şubat’ta, aşırı sağın “isim, kimlik tartışmaları yaşandığı” bir dönemde yayınlandı. Aşırı sağ söyleme katıldığınız eleştirileri geldi. Buna ne diyorsunuz?

Evet bana bu eleştirileri getirenler oldu. Bu kitabı yazmaya, 2015’teki terör saldırılarında, Fransız gençlerinin yollarda öldürüldüğünde başladım. Bu bana çok dokundu. İlk kez Fransız yurtseverliği çok güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Marais’de küçük bir apartmanda yaşıyordum. Aşağı indim, küçük bir bayrak aldım. O zamana kadar hiç böyle bir şeye ihtiyaç hissetmedim. Bir gazeteci arkadaşıma bunu anlattım, bana “Yapma, kimliğinle gurur duymak faşist bir söylem” dedi. Bu insanların böyle bir saldırıda bile her şeyi siyasete getirmesinden sıkıldım. Buna isyan ettim.

Anlattıklarınız pek çok göçmenin yaşadığı şeyler. Neden sizi ölümle tehdit ettiler?

Ölüm tehditleri aldım, polis koruması altında yaşıyorum. Göçmen bir Türk genci tarafından ölümle tehdit edildim. Bunları söyleyenlerin bir Türk olamayacağını, ancak PKK’lı olabileceğini yazdılar. Pek çok tehdit aldım, küfürler, hain suçlamaları, ölüm tehdidi… Twitter üzerinden bu tehditleri yapan 5 kişi hakkında suç duyurusunda bulundum. O kadar şiddetli eleştiriyorlar ki, inanılır gibi değil. Bütün bunlar kitabımda “Fransa’yı seviyorum” dediğim için.

Ama Fransa’yı sevmeniz Türkiye’yi de sevmediğiniz anlamına gelmiyor. Neden bu öfke size karşı?

Elbette Türkiye’yi seviyorum. Türkiye benim köklerim. Ama neden her seferinde bunu ispatlamak zorundayım. Türkiye ile hiçbir sorunum yok benim. Benim kitabım Fransa’ya entegre olmamı, asimilasyonu anlatan bir kitap. “Fransa’yı seviyorum” dediğimde, “Türkiye’den nefret ediyorum” diye anlıyorlar. Ne adına ben bu insanlara, Türkiye’yi ve Fransa’yı nasıl sevdiğimi anlatayım ki ? Benim neyi, kimi seveceğimi bu insanların söylemesine izin vermek istemiyorum.

Kaynak: VOA Türkçe

Bu Haberler de İlginizi Çekebilir

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz