Son dönemde özellikle inşaat sektöründe sıkça duyulan bir cümle, birçok kişiyi düşündürüyor: “Türkle çalışmıyorum.” Bu ifade, işin zorluğundan değil, çalışma koşullarının daha sorunsuz olmasından söz ederken kullanılıyor. Ne yazık ki bu tablo yalnızca inşaatlarla sınırlı değil. Türk marketlerinden mobilyacılara, kasaplardan hizmet sektörüne kadar uzanan geniş bir alanda, yine Türkler tarafından dile getirilen benzer şikâyetler artıyor. Konu Fransızlar ya da başka milletler değil; sorun, bizzat kendi içimizde yaşanıyor.
Artı33’e ulaşan mesajlarda en sık dile getirilen sorunlar değişmiyor: uzun çalışma saatleri, eksik ya da geciken maaşlar ve sözleşmeye uymayan uygulamalar. Bu şikâyetlerin dikkat çeken yönü ise, dile getirenlerin de, muhatap olanların da Türk olması. Yani mesele bir “yabancıya karşı haksızlık” değil, kendi toplumumuz içinde yaşanan bir adalet tartışması.
Tarihsel Bir Çelişkiyle Karşı Karşıyayız
Yüzyıllar boyunca adalet kavramıyla anılmış, farklı coğrafyalarda düzen kurmuş bir geleneğin mirasçıları için bu eleştiriler ağır ama düşündürücü. Altı asır boyunca dünyaya adaletle hükmettiği söylenen bir toplumun, bugün işçisine ya da müşterisine karşı adaletsizlikle anılması ciddi bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Üstelik bu eleştiri yalnızca işverenlere yönelmiyor; bazı Türk işletmelerinden alışveriş yapan Türk müşteriler de benzer hayal kırıklıklarını dile getiriyor.
Sorun Geneli Yansıtmıyor Ama Etkisi Herkesi Kapsıyor
Elbette bu tablo, Avrupa’daki Türk şirketlerinin tamamını temsil etmiyor. Aksine, hem çalışanının hem müşterisinin hakkını gözeten, emeğin karşılığını veren ve helal kazanç anlayışıyla hareket eden binlerce Türk işletmesi bulunuyor. Ancak sorun küçük bir kesimde yaşansa bile, söz konusu olan kendi içimizdeki bir mesele olduğunda etkisi katlanarak büyüyor. Çünkü ortaya çıkan her olumsuz örnek, tek bir firmayı değil, tüm Türkleri zan altında bırakabiliyor.
Eğitim Mi, Para Hırsı Mı, Denetimsizlik Mi?
Bu noktada kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Bu durumun kaynağı ne? Eğitim eksikliği mi, kontrolsüz büyüme mi, yoksa kısa vadeli kazanç hırsı mı? Sebep ne olursa olsun değişmeyen bir gerçek var: bu sorun yalnızca birkaç işletmeyi değil, Avrupa’daki Türk toplumunun tamamını ilgilendiriyor. Üstelik mesele yalnızca Fransa ile sınırlı değil; benzer şikâyetler Almanya’dan Belçika’ya kadar birçok ülkede dile getiriliyor.
Başarı Kadar Sorumluluk Da Var
Türk firmalarının Avrupa’da her sektörde büyümesi, kuşkusuz bu ülkelerde yaşayan Türkler için büyük bir gurur kaynağı. Ancak bu büyüme beraberinde ağır bir sorumluluk da getiriyor. Çünkü en ufak bir yanlışta eleştirilen Ahmet ya da Mehmet değil, doğrudan “Türkler” oluyor. Bu gerçeği göz ardı etmeden, hem işverenlerin hem de tüketicilerin kendi iç muhasebesini yapması gerektiği giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Tüm gelişmelerden haberdar olmak için Artı33’ü Facebook @arti33com, Twitter @haberarti33 ve Instagram’da @haberarti33 takip edin…
YASAL UYARI: Bu haberin yayın hakkı www.arti33.com sayfasına aittir. Fransa hariç haberin linki kaynak gösterilerek paylaşılabilir.













































